ATÇALI OLMAK

Standard

ATÇALI OLMAK

 

Bilmem hiç duydunuz mu?.. Türk edebiyatında “Atçalı Olmak” deyimi vardır. Her ne kadar bu deyim, gerek TDK’nun gerekse özel yayınevlerinin hazırlayıp, yayınlamış olduğu Türkçe Deyimler Sözlüğü’nde yer almıyorsa da edebiyatımıza, Türkiye’de tek parti döneminin sonlarına doğru girmiş ve sıkça kullanılmıştır.

BİR DÖNEM

Burada, bir dönemin muhasebesini yapmak, ya da o dönemi eleştirmek gibi bir niyetim yok. Zira Siyaset Bilimciler, Siyasi Tarihçiler, Aydınlar ve Siyasetçiler konu ile ilgili pek çok açıklama yaptılar, görüş bildirdiler; yine konuya ilişkin pek çok olumlu, olumsuz makaleler, kitaplar yazıldı. Ancak her dönem, kendine ait zaman dilimi içinde değerlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişme sürecinde bu dönem yaşanmış; bu dönem, iyisiyle, kötüsüyle tarih içindeki yerini almıştır.

İşte, Tek Partili Dönemden Çok Partili Döneme geçilmesinin planlandığı yıllarda (1930) Ali Fethi Bey’e (Okyar) Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından  

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Serbest Fırka’yı kurma görevi verilmiştir. Zira çok partili döneme geçerek, demokratikleşme sürecine katkıda bulunmanın zamanı gelmiştir artık. Dahası, demokrasinin gereğidir siyasi partiler.

Ali Fethi Bey de Serbest Fırka’yı kurarak çalışmalara başlar. Artık yurt gezilerine başlanmalı ve siyasi partilerin gerekliliği halka anlatılarak, Cumhuriyetin temeli biraz daha sağlamlaştırılmalıdır.

İZMİR

İzmir… Ege’nin İncisi. Çocukluğumuzda, bilhassa 9 Eylül’lerde görmek istediğimiz, o büyülü, o efsanevi kent. Türk tarihinin önemli kentlerinden biri, Anadolu’nun batıya dönük yüzü…

Osmanlı Hükümeti de 1867 yılında kentin büyüklüğü, sokak ve pazar yerlerinin bakımsızlığı gibi beledî sorunları göz önüne alarak, İzmir’de bir Belediye teşkilatının kurulmasına karar vermişti. Ancak kentin kozmopolit nüfus yapısı ve gruplar arasındaki çıkar çatışmaları, belediye hizmetlerini engeller duruma gelmiş, teşkilatın verimli bir şekilde çalışamaması nedeniyle 1879 yılında ikinci kez belediye teşkilatı kurma yoluna gidilmişti. 1879 yılında gerçekleşen çalışmaların sonucu olarak 1880 yılında, kentte beledî hizmetleri yürütecek iki ayrı teşkilat, aynı yıl içerisinde hizmet sunmaya başlamıştı. Buradan şöyle bir sonuç çıkarmamız mümkün olmaktadır. Atça’da da Belediye teşkilatı 1867 yılında kurulduğuna göre, İzmir’le aynı tarihte belediye teşkilatının kurulduğu ve beledî hizmetlerin faaliyetlerine başlandığı kuşkusuzdur.

İzmir, 9 EYLÜL 1922 de düşman işgalinden kurtarıldıktan sonra hızlı bir gelişme gösterdi. Türkiye’nin her bölgesinden çok sayıda göç aldı. İşgal sırasında Tavas, Denizli, Acıpayam, Burdur, Isparta ve Konya yörelerine göç eden Atçalıların bir kısmı Atça’ya dönerken bir kısmı da yerleştikleri bu kentlerde kalmayı tercih ettiler. Bu insanların büyük bir bölümü ise göç ettikleri yerlerde kalmak ya da yanan yıkılan Atça’ya yerleşmek yerine İzmir’e yerleşme taraftarı oldular.

İşte, o İzmir… Eskilerin “Demokrat”; yenilerin “Gavur” diye niteledikleri İzmir; o yılların entelektüel şehri…

YOLA ÇIKIŞ

Ali Fethi Okyar Serbest Fırka’yı kurduktan sonra yurt gezilerine İzmir’den başlayacak; İzmir’in insana huzur veren meltemiyle de bu hareket yurt sathına yayılacaktı. Fethi Bey bu düşünceyle hazırlıklara başladı. Her ayrıntıyla bizzat kendisi ilgileniyor; şüphesiz siyaset arenasına güçlü bir giriş yapmayı hedefliyordu. İzmir halkı da bu hazırlıklardan haberdardı ve tarihi misafirini sabırla, belki de sabırsızlıkla bekliyordu… ve o an gelip çatmış, Ali Fethi Bey 4 EYLÜL 1930 Perşembe günü İzmir’e gelmiş, İzmir Palas Oteline yerleşmişti.

BİR PANKART

7 EYLÜL 1930 Pazar günü Fethi Bey’in, kendisi için Konak Meydanı’nda hazırlanan kürsüye gelmesi hiç de kolay olmadı. Kalabalık, kendisine müthiş bir sevgi gösteriyor, tezahürat da bulunuyor; o da kendine gösterilen ilgi ve sevgiye cevap verebilmek amacıyla kürsüye ulaşmaya çalışıyordu. Kürsüyle arasında kısacık bir yol vardı ve bu yol bir türlü bitmek bilmedi. Kürsüye ulaştığındaysa onu hayretler içinde bırakan bir sürprizle karşılaştı. Karşısında, hemen on metre kadar uzağında bir vatandaşın pankartı ilgisini çekti. Onlarca pankartın arasında gözleri bu pankarta takılıp kalmıştı. “Bu vatandaş, Atçalı olmalı…” diye düşündü. Evet, o pankartın sahibi Atçalı mıydı?.. bilinmez… ancak pankartta: “CUMHURİYETİN ATÇALISI, HOŞ GELDİN!..” yazıyordu. İşte bu pankart, yurt insanımızın Atçalılara bakışının bir yansımasıydı. Atçalılar; duruşlarıyla, geçmişleriyle, çektikleriyle, mücadeleleriyle “Atçalı olmak!..” deyimini çoktan hak ediyorlardı.

SONUÇ

Sizlere yakın tarihimizden bir fotoğraf sundum. Bu sahneyi belki fotoğraf olarak göremiyorsunuz. Ancak kapatın gözlerinizi, yaslanın arkanıza ve okuduklarınızı düşünün. İnanıyorum okuduklarınız, bir slayt gösterisi gibi geçecek gözlerinizin önünden. Osmanlı’nın Atçalısını düşünün… yani Atçalı Kel Mehmet Efe’yi. Haksızlığa, horlanmaya, ezilmeye başkaldıran; tarihe “Aydın İhtilali” olarak geçen hareketin başındaki o Atçalıyı düşünün. Fethi Bey’in de Cumhuriyetin Atçalısı olarak anılması, Atçalı olmanın ne olduğunun bir göstergesi değil midir sizce?

Ne dersiniz; Atçalı olmak bir ayrıcalık mıdır?.. Bu sorunun cevabı, tabii ki sizlerde saklı. Ben, şunu söylemekle yetineceğim: “Atçalılar ve Atça’da yaşayan dostlar; Atça’yı sindire sindire, bukle bukle, doya doya yaşayın; Atçalı olmanın, Atça’da olmanın keyfini çıkarın

Atçalı olmayıp da Atça’yı görmek isteyen dostlar; günün birinde yolunuz illaki Atça’ya düşecek. Kırın direksiyonu içeriye… gezin, Atça’yı ve Atçalıları tanıyın. Atça’yı ve Atçalıları çok seveceksiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir