YASLANDIK BULUTLARA, YARENLİK ETTİK /16 Aralık 2014

Standard

YASLANDIK BULUTLARA; YARENLİK ETTİK…

Günün tarihi 14 Aralık 2014 Pazar. Her yola çıkacağımız gün toplandığımız gibi, yine Sevgili Ali Esen dostun işlettiği ve Atçalıların “Esnaf Kıraathanesi” olarak bildiği mekanda toplandık.
Sevgili Ali ve işletme çalışanlarıyla aramızda çok güzel bir dostluk köprüsü oluştu; ki kıraathanede toplanır toplanmaz:
-Hoş geldiniz abi; bugün yine yollardasınız galiba?.. dedi.
-He ya, yollardayız arkadaş.
-Ne tarafa kısmetse?
-Hele çaylarımız gelsin; biz ne tarafa gideceğimize karar vermedik henüz. Birazdan belli olur güzergâh.
Sevgili Ali çeriye seslendi:
-Çay getirin…
***
Çayından bir yudum aldıktan sonra gülerek konuştu:
-Şimdi… diye başladı, Sürur Kaptan… Bizim motorları burada yan yana görenler hemen: “Atça’nın üç delisi soğuk moğuk dinlemeyip yollara çıkıyor yine…” diyorlardır. Abi, geçenlerde duydum, üçümüze: “Atça’nın üç delisi diyorlarmış …”
Birbirimize bakıp, gülüştük… Cem Kaptan:
-Ee, insan karşısındakini kendisi gibi sanırmış; bunu söyleyenler sanırım bizi kendileri gibi kahvelerde okey oynayan, her taş çekişinde bir okey çekmeye çalışan kendileri gibi sanıyorlar… Ne diyeyim, Allah selamet versin… dedi. Bir kez daha gülüştük.
Aslında güzel şeyler yaptığımızı düşünüyoruz biz. Memleketimizi, çevremizi yeniden tanıyor, yeniden keşfediyoruz adeta. Senelerce çalıştıktan sonra, Atça’dan ve çevremizden uzak kaldığımız günlerin öcünü alıyor; gördüğümüz güzellikleri de sayfalarımız aracılığıyla paylaşmaya çalışıyoruz. Bu paylaşımlardan dostlarımız memnun görünüyorlar; bizler de memnunuz… O halde delilik: “Hoş geldi, sefa geldi…”
***
Sevgili Ali tazeledi çaylarımızı.
-İsterseniz Kemer Barajı kenarından Muğla, Menteşe İlçesine geçip geçen sene görüp de fotoğrafladığımız yaban orkidelerinin çimlenip çimlenmediklerine bir bakalım. Bu aralar oralarda güzel mantar da buluruz… dedi, Cem Kaptan.
-Neden olmasın… diye onayladım.
Sürur hazırdı çoktan.
-Haydi o zaman, yol uzun günler kısa; yolcu yolunda gerek.
Sevgili Ali Esen yolculadı bizi. Önümüzde 200 Km ye yakın bir yol vardı koşulacak. Koruyucu teçhizatlarımızın son kontrollerini de yaptıktan sonra yol verdik motorlarımıza.
***
Yol boyu etrafımızdaki enfes Sonbahar manzaralarını izleyerek, Değirmenyanı mıydı neydi -o köyün adını hep unutuyorum- o köyde bir çay molası verdik. Oradan sonra Baraj Gölü manzarasına karışan sonbahar görüntüleri eşlik etti yol boyu bize. Birkaç noktada durup baraj havzasına çöreklenmiş bulutları fotoğrafladık. Barajın “Arapapıştı” gediğini bulut altında izlemek ne büyük keyifti.
***
Artık Muğla İli sınırları içine girmiştik. Geçtiğimiz yıllarda gidip yerlerini tespit ettiğimiz yaban orkidelerine ulaşabilmek için ana yoldan çıkıp, tali köy yollarına daldık. Ne güzeldi doğa, ne güzeldi doğayla baş başa olmak. Bir ara durup, mis kokulu sandal ağaçlarının olgunlaşan meyvelerinden yedik. Bulutlarla yarenlik edip, yaslandıkonlara. Doğru iz üzerindeydik ve kısa bir sürüşten sonra da çimlenen orkidelerimizi bulduk. Orkidelerin olduğu mıntıkadan mantarlarımızı topladık. Giderken yanımıza aldığımız çökelek yağlaması, zeytin ve simitten oluşan nevalemizle karnımızı doyurduk.
Zaman nasıl da akıp geçivermişti.
Gece şartlarına kalmamak için o kadar uğraşmamıza rağmen belli ki geceye kalacaktık; yakınımızdaki bir köyden gelen müezzinin sesi: “Haydi, geç bile kaldınız…” dercesine uyardı bizi. Muğla Dağlarından hareket ettikten sonra çay molasını yine Değirmenyanı Köyünde verecektik ve saldırdık yola. Değirmenyanı Köyünden sonra Atça’ya kadar gece şartlarında ve ağır çekimde geldik adeta.
Soğuktu hava belki; ama biz memnunduk hayatımızdan. Bir günümüzü daha değerlendirdiğimizi düşünüyorduk…
Aslında, biz akıllıya hasretiz; ama Atçalılar deliye hasret değil. “Atça’nın Üç Delisi” Atça’ya yetiyor da artıyor bile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir