ATÇA MOTOSİKLET GEZGİNLERİ Akdeniz-Ege Turu Etap-2 YEŞİLOVA-FİNİKE 190 Km. 1 EKİM 2013

Standard

ATÇA MOTOSİKLET GEZGİNLERİ
Akdeniz-Ege Turu Etap-2 YEŞİLOVA-FİNİKE 190 Km.

Fotoğraflar: Sürûr Süsleyen, Cem Bayman, İsmet Nadir AtasoySabah erken… Buz kesen bir güne açtık gözlerimizi. Süratle çadırlarımızı toplamaya ve kamp malzemelerimizi denk ederek motorlarımıza yüklemeye başladık. Hızlı hareket ederek, vücutlarımızı ısıtacağımızı düşünüyorduk. Bir bakıma doğru da yapıyorduk…Bir yandan sabaha karşı havanın çok soğuduğundan bahsediyor bir yandan da yüklerimizi motorlarımıza bağlamaya çalışıyorduk. Motorlarımıza yüklerini sarınca; kamp yerimizi son bir kez kontrol edip bıraktığımız ya da düşürdüğümüz bir şeylerin olup olmadığını kontrol ettik… Ortalarda kalan birkaç kâğıt parçasını ve naylon torbayı alıp çöp kutusuna attık…
Güneş hafifçe yükselmiş, çam ağaçlarının dalları arasından bizlere gülümsüyordu sanki. Sevgili Bayman: “Brifingi isterseniz çorbacıda, sıcak çorbalarımızı içerken yapalım…” dedi.
Kimsenin kamp yerinde bir dakika daha duracak sabrı yoktu zaten. Motorlarımıza binip kontakları çevirdik ve motorlarımızı Yeşilova’ya doğru koşturmaya başladık…
Hay Allah; özene bezene zor zahmet bağladığım yük biraz önde olmuş ve seleye zorlukla oturmuştum, kalan yere sığmamıştım daha doğrusu. Bu vaziyette 190 Km. lik yolu kat etmem imkânsızdı. Yeşilova’ya gelip motorlarımızı çorbacının önüne çektiğimizde: “Siz başlayın, ben yükümü indirip yeniden bağlayacağım…” diyerek, yükümü çözmeye başlamıştım. “Çorbadan sonra yaparsın…” dedilerse de içim rahat olmayacağından işime devam edip yükümü yeniden sarıp bağladım. Yaptığım denemeden sonra ekibin yanına gelerek: “Eh artık, bu vaziyette Fizan’a bile giderim…” dedim; gülüştük.
Bu arada ekip çorbalarını bitirmiş ve çay içmek için dışarıdaki masalara geçmişti. Garsonun mönü okumasından sonra ben de siparişimi vermiş ve gelen çorbayı yudumlamaya başlamıştım. İki kez yük bağladıktan sonra iyice ısınmıştım; sıcak çorba da bu keyfimin üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı gibi geldi…
Çorbamı bitirdikten sonra çay için dışarıdaki masaya oturduğumda; sevgili Sürur Süsleyen Yeşilova-Finike yolu ile ilgili teknik bilgiler verdi. Bu arada güneş biraz daha yükselmiş ve ışınlarını üzerimize biraz daha sıcak göndermeye başlamıştı…
Sevgili Cem Bayman: “Sürûr, 1 numarasın; 4 numara ben olacağım…” dedi, dayanamadım. “Sevgili kaptan, desene biz de Sezi ile aranızda kafamıza göre takılacağız…” deyince gülüştük.
Sevgili Sürûr’un daha önce Burdur’da görev yapması bizim için avantajdı elbette; çevreyi iyi tanıyor, görev yaptığı yıllarda ekip otosu kullandığından yolları çok iyi biliyordu. Yola çıkmadan önce: “Karamanlı’yı kat ettikten sonra Tefenni’ye geleceğiz, orada böbrek taş ve kumlarına iyi geldiği söylenen bir su var, orada biraz dinlenip su içtikten sonra istikametimizi Korkuteli’ne çevireceğiz… İyi yollar olsun…” deyip motorunu Karamanlı istikametine sürdü.
Yeşilova’yı çıktık Karamanlı-Tefenni istikametine motorlarımızı koşturmaya başladık.
Ben, yola çıkmadan önce hep heyecanlanır ve içimde bir huzursuzluk duyarım; ilk birkaç Km. den sonra heyecanın ve huzursuzluğun yerini bir rahatlama alır, böylece yola kilitlenirim. Yine öyle oldu, ilk birkaç kilometreden sonra yollarda koşturmaya başladık.
Yerleşim birimlerine geldiğimizde hep içeriye girmeye ve o yerleşim biriminin karakteristik özelliklerini yakalamaya çalışırız. Karamanlı’ya geldiğimizde de öyle yaptık ve çevre yolundan geçmek yerine içeri girmeyi yeğledik. Hep bildiğimiz, tipik bir Anadolu kasabası işte. Geçip gittik içinden.
Tefenni’ye geldiğimizde yoldaki vatandaşlardan biriyle konuştu Sürûr ve eliyle: “Takip edin…” gibilerinden bir hareket yaparak peşine taktı bizi. Az biraz gitmiştik ki yüksek bir binanın yanındaki yola girip sola döndüğünde üzerinde böbrek heykeli bulunan bir çeşmeyle karşı karşıya geliverdik.
Artık motorlardan inip çeşmeye yanaşmanın zamanıydı…
Dostlar çeşmeye yanaşmakta olsunlar, ben hemen çevreye bakıp, sizlere ulaştırabileceğim görüntüler aramaya çoktan başlamıştım bile…
Yandaki tesisin giriş kapısının üzerindeki tabelada:
TEFENNİ BELEDİYESİ
Barutlusu tesisleri Otel-Restorant
0 248 4914070
yazıyordu…
Tesisi ve tabelasını fotoğrafladım. Sonra da çeşmeye gelip hem dostlarımın hem de çeşmenin ayrıntılı fotoğraflarını aldım bolca. Bu arada çeşmenin ön cephesindeki tabelayı da hem fotoğrafladım hem de yol notlarımı kaydettiğim defterime yazdım. Bunları yazıyorum, çünkü günün birinde bir dostumun ihtiyacı olabilir düşüncesini taşıyorum. En azından beni bulamasınız bile buradaki tabelalarda yazılanlar sizlere mihmandar olacaktır. Çeşmenin ön yüzündeki tabelada yazılanlar da şöyle:
BARUTLU SU ÖZELLİKLERİ
Renksiz
Kokusuz
Tortusuz
Pb: 10.27
Fr: 3
Cl: 35.5
Total O.G: 0.80
İşte böyle dostlar, biz bu çeşmeden hem kana kana su içtik hem de biraz dinlendik. Mola sonrasında da motorlarımızı çalıştırıp, ara nirengi noktamız olan Antalya’nın Korkuteli ilçesine doğru motor sürmeye başladık.
Artık Toros Dağlarının böğründeydik. Güzellikleri sindire sindire izleyebilmek için yavaş yavaş ilerliyorduk Kızılçam ormanlarının içindeki iki trafik levhasından ilkinde: “ALİ BELİ Rakım: 1590” yazıyordu. Az bir zaman sonra bizi “ASLAN YAYLASI” tabelası selamladı.
Artık kızılçam ormanlarının içindeki yolda motorlarımızı aşağı doğru salıvermiştik. Çok güzel bir iniş yolu yakalamıştık. Hızla irtifa kaybettiğimizi kulaklarımızda oluşan basınç nedeniyle daha iyi hissedebiliyorduk…
Vadinin tabanına indiğimizde yolun sağında ve solundaki arklarda akan berrak suları görünce:
-Atça’da, bahçe aralarındaki gibi… diye düşündüm…
Biraz daha ilerleyince gördüğüm trafik levhası ve tabelalar işin aslını anlamama yardımcı oldu tabii…
Ve böylece, çok güzel görüntüler eşliğinde, Alabalık Çiftliklerinin Cenneti Sülekler’i kat etmiş olduk…
Ve Korkuteli, ve Korkuteli’de GİLİĞ Pastanesi…
Nedendir bilmem; mola için bir yerlerde durulduğunda hemen çay isteriz… Oysa, kırk yıl içmesem aklıma ne çay ne de kahve gelir. Sipariş almak için gelen garsona elbette koro halinde: “Çay!..” diye bağırdık. Az biraz bekledik bir çay geldi ki evlere şenlik; Sevgili dostumuz Sezi garsona: “Yavrum, biz akıllı uslu çay içmek istiyoruz. Senin getirdiğin bu çaylar transparan, ocakçıya söyle de şunları biraz koyulaştırsın…” deyince, bir gülme krizine tutulduk… Sevgili Sürûr da: “Suyundan olabilir, bazı sular çayın rengini layıkıyla yansıtmayabilir…” dedi. Gerçekten koyulaştırılmış olarak gelen çayların, geri gönderilenlerden pek farkı yoktu. Biz de çayı, bu şekliyle içmeye karar verdik. Gerçekten kokusu, lezzeti iyiydi ama nedense deminin rengi bir türlü içimize sinmemişti. 
Korkuteli GİLİĞ Pastanesi, Atatürk heykelinin hemen arkasında, zümrüt gibi bir parkla caminin arasında ve şehrin tam merkezinde. Çok güzel hazırlanmış, düzenlenmiş, tefriş edilmiş. Tertemiz, pek çok çalışanı var ve hepsi de güler yüzlü ve sıcak.
Bir ara Sürûr masadan ayrıldı ve elinde minik bir naylon torbayla geldi. Torbayı masanın ortasına koyarak: “Termiye imiş adı; herkes alıyordu, ben de tadına bakarız diye aldım…” dedi. Haşlanmış mısır gibi bir şey. Biraz sertçe sanki. Birer ikişer ağzımıza atıp çiğnemeye başladık tabii ki. Bu arada Sürûr termiye adını internetten sorgulamış, bizi bilgilendirdi. “Yıllık otsu bitkiymiş; Acı Bakla, Delice Bakla, Gavur Baklası ve daha pek çok isimle anılıyormuş. Suda bekletilip, tuzlanıp kaynatılıyor ve sonra da yeniliyormuş…” diyerek biz bilgilendirdi.
Biz, yüzümüzü buruşturup birer ikişer termiye denen taneleri ağzımızda çiğnemeye çalışırken; bir garsonun bize bakıp bakıp gülümsediğini gördüm… Elimle: “Gelir misin?..” gibisinden bir işaret yapıp çocuğu masaya çağırdım. “Sevgili arkadaş, hayırdır; bize bakıp gülüyorsun…” deyince çocuk: “Amca bu kabuğu çıkarılmadan yenmez ki…” demesin mi… biz hep beraber bir gülme krizine tutulduk tabii… Sevgili Bayman da: “Peki yavrum, neden daha önce söylemedin bunu; haydi bakalım cezalısın, bize bu pastanenin özel ürünleri neler say şimdi de…” deyince çocuk: “Abi ben size İsli Dondurma vereyim, burada çok güzel olur…” deyince, Korkuteli’ndeki isli dondurmayı tatmak için sipariş verdik. Dondurmalar gelinceye kadar da kabuğunu çıkarıp yediğimiz termiyelerden zevk de aldık tabii ki… İsli dondurma da değişik bir lezzet, resmen is kokuyor…
Artık Korkuteli’nden ayrılma zamanımız gelmişti. Yeniden yollardaydık ve bir müddet sonra gördüğümüz trafik levhasında: “KARAMAN BELİ Rakım:1290” yazıyordu ve biz, bir ardıç denizinin içinde seyrediyorduk…
Elmalı… Antalya ilimizin şirin ilçesi. Tam da festivalin üzerine gelmişiz. 661 nci Yağlı Güreş Festivalinin yapıldığı sırada biz Elmalı’dayız… Afişte: “Yeşil Yayla 661 nci Yağlı Güreş Festivaline Hoş Geldiniz” yazıyor. Sürûr internetten yaptığı sorgulamadan sonra: “Bu yıl Temmuz ayında Kırkpınar’da 652 ncisi yapılmış, demek ki burası daha eski…” diyor. Şehir cıvıl cıvıl. Sultan Sofrasında yemek yiyor ve Parkta çay-kahve içiyoruz. Sevgili Sezi’yi tanıyanlar kendisiyle hatıra fotoğrafı çekmek isteyenleri kırmıyor ve hepsiyle ayrı ayrı fotoğraf çektiriyor… Elmalı’da kısa bir tur atıp fotoğraflar çekiyoruz ve tekrar yolumuza dönüyoruz…
Elmalı Gölü’ndeyiz. Gölü fotoğraflıyor ve tekrar yola koyuluyoruz… “AVLAN BELİ Rakım: 1105” ve biz 1105M. Yüksekteki doyumsuz güzellikte bir vadiye bakıyoruz. Güzel… Çok güzel…
Avlan Beli’nden aşağıya saldığımız motorlarımızı “Arykanda Taş Mezarları” mevkisinde durduruyor, bol bol fotoğraflar çekiyoruz…
Arykanda’dan sonra motorları salıyoruz yokuş aşağıya. Son dönemeçten sonra denizi ve Finike’yi görmek ne güzel…
Finike’den önce Kumluca’ya geçiyor, motorlarımızın göz kontrollerini yaptırıyor ve sonra tekrar Finike’ye dönüyoruz.
Akşamı “ZEMURİ Cafe&Beach Park” ta geçireceğiz. Çadırlarımızı kuruyor, duşlarımızı alıyor ve akşam yemeği için restoranta geçiyoruz…
Sevgili Cem Bayman: “Bu geceyi rahat geçireceğiz, soğuk olmayacak…” diyor; gülüşüyoruz…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir