KARYA MOTOSİKLET KULÜBÜ Akdeniz-Ege Turu Etap-1 ATÇA-YEŞİLOVA 176 Km.

Standard

KARYA MOTOSİKLET KULÜBÜ
Akdeniz-Ege Turu Etap-1 ATÇA-YEŞİLOVA 176 Km.

Fotoğraflar: Sürûr Süsleyen-Cem Bayman-İsmet Nadir Atasoy

2011 yılının sonlarıydı. Sevgili dostlarım Sürûr Süsleyen ve Cem Bayman’la bir araya gelip, “KARYA MOTOSİKLET KULÜBÜ” grubunu kurduğumuzdan beri aklımızda hep böyle bir tur vardı. Hatta bu tura alternatif olarak düşündüğümüz tur güzergâhlarından da söz eder olmuştuk. Ancak, hep aynı noktada kesişti fikirlerimiz. Böyle bir tura çıkmadan önce, birlikte motor sürecek; kısa parkurlarda bu işin nasıl yapılacağı konusunu deneme-yanılma yöntemiyle uygulamalı olarak görecek, edindiğimiz teorik bilgileri uygulamalı sürüşlerimizle birleştirecektik. Öyle de yaptık…

2012 yılının başından itibaren çevremizde kısa sürüşler, turlar gerçekleştirmeye başladık. Her turda mesafemizi arttırıyor, sürüş zamanını uzatıyorduk.
2013 ilkbaharında gerçekleştirdiğimiz; Yenipazar-Karaçakal-Çine-Alabanda-Karpuzlu (Alinda)-Topçam Barajı-Dalama-Yenipazar-Atça etabının Alinda noktasında sohbet ederken Cem Bayman: “Eylül ayında bir haftalık Akdeniz-Ege Turuna ne dersiniz?..” dediğinde ben ilk anda her ne kadar: “Allah!.. deriz…” dediysem de süre konusunu düşündüğümde olmaz gibi gelmişti sanki. Cem devamla: “O zaman haritaları açıp güzergâh belirlemeye şimdiden başlayalım…” diyerek süreci adeta başlatmıştı…
*
**
Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Sevgili Bayman’ın mutat Atça seyahatlerinden birinde yine bir araya geldik. Akşamları sohbet için bir araya geliyorduk ve bir akşam sohbetine Sevgili Sürûr Süsleyen de elinde bir tomar haritayla gelmişti.
-Hayırdır?..
-Haritalar.
-Neyin haritası ki bunlar?
-Eylül ayına planlayalım diye konuşmuştuk ya; işte o seyahat güzergâhımızın haritası. Yedi harita, yedi etap…
İş ciddileşiyordu. Çaylar, kahveler eşliğinde haritaları teker teker inceledik; uzun uzun güzergâh üzerinde konuştuk ve Sevgili Bayman’ın bir dahaki gelişinde kesin kararımızı vermek üzere ayrıldık…
*
**

2013 Temmuz ayı planımıza aldığımız bir haftalık Kemer Barajı Kampı, bir bakıma bu turun bir antrenmanı niteliğinde olacaktı. Öyle de oldu; birbirimizi daha yakından tanıma fırsatı bulduk. İşte o kamp döneminde Eylül ayı içinde bu güzergâhta motor koşturmaya karar verdik ve tarihi belirledik…
Ağustos ayının ortalarında da grup sayfamızda güzergâh haritalarımızı yayınlayarak üyelerimize davetiye çıkardık…
Hareket tarihimiz 6 Eylül olacak ve kalacağımız yerlerde çadır kurarak sıkı bir kamp dönemi yaşayacaktık…
*
**
Ve 6 EYLÜL 2013 Cuma.
Pırıl pırıl, aydınlık bir güne açıldı gözlerimiz…
Sürûr Süsleyen, Cem Bayman, Sezi Çeşitli ve ben, yüklü motorlarımızla, alışkanlığımız olduğu üzere Defne Kafe önünde buluştuk. Saat 09:58 de motorlarımızın kontaklarını çevirip çalıştırdık. Artık yola çıkmaya hazırdık. Herkes son kez donanımını kontrol etti ve dostlara el sallayarak motorlarımıza yol verdik.
Henüz çıkmıştık yola; 176 Km. lik bir yol vardı önümüzde. İsabeyli’ye gelmeden Sevgili Sürûr’un motorunda bir problem yaşandı. Eee, yol hali bu; olurdu elbet: “Vardır bunda bir hayır…” deyip; Nazilli’deki servisi aradık ve yardım istedik… Servisten gelen görevli motora ilk müdahaleyi yapıp: “Nazilli’ye kadar gelin de orada ince bir ayar daha yapalım…” diyerek bizi Nazilli’deki servise davet etti. Bir müddet Nazilli’de kaldık ve motorun ayarları yapıldıktan sonra gecikmeli de olsa yola çıktık… Nazilli’yi geride bırakıp Kuyucak’a doğru yol alırken her şey normal görünüyordu ve biz iyice yola kilitlendik…
Kaybettiğimiz zamanı telafi etmek için bazı mola noktalarımızı aşmanın yerinde olacağını düşünerek, Nazilli duraklamasında mola noktalarını azaltmıştık. Artık ilk mola yerimiz Tavas olacak ve orada hem dinlenecek hem de yemek yiyecektik…
Artık, Denizli ilimizin sınırları içindeydik…
Kızılcabölük, Sürûr’un baba memleketi, geçerken bir selam çaktık şöyle bir… ve Tavas, ve Ensar Pide…
Karnımızı doyurduk, dinlendik… Ama kaybettiğimiz zamanı henüz kapatmamıştık. Tekrar yola koyulduk; hedefimizde Serinhisar Leblebiciler Çarşısı vardı.

Serinhisar, Leblebiciler çarşısındayız; durakladığımız, konakladığımız yerlerde eğlencelik olsun diyerek çeşitli kuruyemişlerden bir karışım yaptırıp yola koyulduk…
Acıpayam’a uğramadan bıçak yapımıyla ünlü Yatağan Beldesine girdik ve bıçakçıları gezdik. Bir müddet dinlenip çay içtikten sonra tekrar yola koyulduk. Artık Yeşilova’ya kadar mola vermeyecektik.
Yatağan’dan sonra oldukça sert esen bir yan rüzgâra maruz kalarak yol almaya başladık. Bu durum elbette süratimizi olumsuz etkiliyordu. Ama biz: “Geç olsun, güç olmasın…” diyerek süratimizi rüzgârın izin verdiği ölçülere çekip yol almaya devam ettik.
Artık Burdur İlimizin sınırları içindeydik…

Daha önce pek çok kereler geçtiğim bir yol olduğu için karşımda görünen rampanın bitimine bakıp: “Yanılmıyorsam şu rampanın başında Salda Gölü’nü göreceğiz…” dedim kendi kendime.

Öyle de oldu ve durduğumuz tepenin başından Salda Gölü’nü ve gölün kuzeyinde devam etmekte olan orman yangınını gördük… İçimiz acıya acıya yanan orman arazisini ve Salda Gölü’ne su alıp yangın alanına boşaltan uçağı seyredip fotoğraflamaya çalıştık. Neyse ki biz, yangının son demlerine yetişmişiz. Artık Yeşilova’daydık. Kalabileceğimiz bir yer sorduğumuzda bize, Salda Gölü kenarındaki Yeşilova Belediyesi’nin kamp alanını salık verdiler. Oraya geldik; çadırlarımızı kurduk… Göl kenarına inip, kıyıya vuran dalgaların huzur veren sesleri eşliğinde, günün muhasebesini yaptık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili Kaptan Bayman’ın: “Eee, burası da soğudu, isterseniz restorana geçelim önerisiyle kampın restoranına geldik… Kampın restoranında akşam yemeklerimizi yiyecek ve o gece oynanacak Türkiye-Andorra Milli maçını seyredecektik.
Yemek güzel, maçın skoru güzel, ortam güzel… Güzel olan, bizdik aslında…
Ama hava bizim gibi düşünmüyordu ve ilerleyen saatlerde üşüdüğümüzü hissedip, üstümüze ilave giysiler alarak sabahı getirecektik…
Gözlerimiz kapanırken: “Yine de her şey yolunda…” diye düşünüyorduk…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir