BİR KİTAP OKUDUM “ESKİŞEHİR Doğa Yürüyüş Parkurları”/SELİM PEK

Standard
BİR KİTAP OKUDUM

“ESKİŞEHİR Doğa Yürüyüş Parkurları”/SELİM PEK

Sevgili dostum Selim Pek’le 2006 yılında tanıştım. Kendisiyle meslektaş olmam, sanırım ilk aşamada anlaşmamıza büyük katkı sundu. O zamanlar aynı zamanda TEMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği) Eskişehir Şubesinin Yönetim Kurul üyesiydim. O da o yıl emekli olmuş ve memleketi Eskişehir’e yerleşmişti. Sanatla iç içe yaşayan dostum, iyi bir müzisyen aynı zamanda da iyi bir ressamdı. Müzisyenliği onu Askeri Müzenin Mehteran Bölüğüne, ressamlığı ise sergi salonlarına taşımıştı.
Mehteran Bölüğünde görev yaparken Amerika’da, Asya’da ve Avrupa’da pek çok ülkeyi görmüş, bu ülkelerde Mehteranla birlikte konserler vermiş; gittiği tüm ülkelerin sanat çevrelerini yakından izleyerek, görgü ve bilgisini arttırmıştı. Arada bir sohbet eder ve birbirimizle sohbetten büyük bir keyif alırdık.
Zaman içinde, yurt içi bir çok kişisel ve karma sergiye katılmış, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her yıl düzenlediği “Yaşayan Asker Ressamlar” sergisine tablolarıyla devamlı olarak katkı sunmuştu. O zamanlardı ki Eskişehir’deki bir kişisel sergisini daha; “ODUNPAZARI SOKAKLARI” konu başlığıyla açmış ve bir anda dikkatlerin üzerine çevrilmesine vesile olarak, Eskişehir Sanat camiasında kendine haklı bir yer edinmişti.
Benim kişisel ilk fotoğraf sergim olan “ATÇA’DA KUYULAR” konu başlıklı etkinliğime katkılarını unutmam mümkün değildi elbette. Sergimin davetiyelerini, afişlerini hazırlamış, videolarını gerçekleştirmiş; etkinliğimin her aşamasında yanımda, yanı başımda olmuştu. Hatta 2006 yılındaki Atça Çilek Festivalinde açacağım sergi için Atça’ya kadar gelmiş, Atça’da hem misafirim olmuş hem de sergimin tüm detaylarıyla ilgilenmişti…
Şubat 2014 ayı başlarında kendisiyle yine bir telefon görüşmesi yaptık, bana: “Dostum, nihayet kitabım baskıyı tamamladı, açık adresini ver ki sana bir kitap göndereyim…” demişti…
Nasıl da sevinmiştim. Hani, insan bazen duygularını anlatmakta zorlanır ya; hani boğazına bir şey gelip oturur da konuşamaz ya… işte öyle bir andı yaşadığım ve güçlükle adresimi yazdırıp vedalaştık…
Bir Hanım kızımızın:-Kargoda bir emanetiniz var… demesiyle soluğu Nazilli’deki Kargo sokağında aldım…
İmzalar falan derken, aldığım emanetin poşetini yırtıp kitabı çıkarmam o kadar kısa sürdü ki…
Fırından yeni çıkan bir francala gibi sıcak, mis gibi, taze kağıt ve mürekkep kokan kitabı koklarken anlamsız bakışlarıyla beni süzen hanım kıza:
-Ablacım, daha taze; kokusundan belli değil mi?.. deyip gülüştük; yürüdüm…
Artık evdeydim; kitapla başbaşaydım…


*
**
Kitabın kapağından, yoğun bir emeğin ürünü olduğu hemen anlaşılıyordu.
Kitabı dört bölümde incelemek mümkün. Eskişehir, Dağlık Frigya, Doğa Yürüyüşleri ve Parkurlar…
Selim Pek; Eskişehir’in doğal ve tarihi dokusunu öne çıkarmış kitabında; hatta doğal ve tarihi dokusuna sadık kalmak kaydıyla Eskişehir’in bir envanterini çıkarmış bile diyebiliriz.
Birinci Bölümde, “Marka şehir, Eskişehir” anlatılmış. İnsanın: “Neresi eski bu şehrin…” diyesi geliyor. Eskişehir’in son on beş yıldaki gelişimini satır aralarında görmek mümkün.
İkinci Bölümde, Frig Vadileri anlatılmış. Harita destekli hazırlanan bölüm insanı M.Ö. zamanlarda yolculuğa çıkarıyor. Bu bölümde adım adım tarihe yürüyor, geçmişin izlerinde yöreyi tanıyorsunuz.
Üçüncü Bölümde, daha da ilginç bir hâl alıyor kitap. Doğa Yürüyüşleri, bu bölümde masaya yatırılmış; Doğa yürüyüşlerinden tarihine, tekniğinden donanımına, zorluk derecelerinden karşılaşılacak tehlikelere, giyim kuşamdan kullanılacak yardımcı malzemelere kadar her obje madde madde anlatılmış; ne bir eksik ne bir fazla…
Genel bir kanıdır; kitaplar oturarak yazılır ya… Sevgili Selim Pek oturarak yazmamış kitabı. Nasıl mı yazmış?.. 30 Parkurda 410 Km. yürüyerek yazmış. Parkurların güzergâhları ve özellikleri en ince ayrıntılarına kadar anlatılmış. Dördüncü Bölümde de parkurları sayfa sayfa irdelemiş.
Kitap toplam 320 sayfa. Bu haliyle Selim Pek, kitabı okunur kılmış… da; bakın kitabın mutfağında kimler var. Kitabın Sanat Yönetmenleri; Selim Pek ve Serpil Özbek, Yazı ve fotoğraflarda ise; Selim Pek, Serpil Özbek, Salim Arslan, Mehmet Öztürk, Nazmi Alptekin, Semih Pek ve Nilgün Ençevik var…
Dileğim o ki; her ilin, her ilçenin bir Ahmet Ataç’ı olsun; olsun ki bu türden kitapların basımı kolaylaşsın ve okuruna ulaşsın. Bu vesile ile kendisini bir kültür ve sanat elçisi olarak tanıdığım, Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı Sn. Dt. Ahmet Ataç’a da teşekkür borcumun olduğunu düşünüyorum.
Sayın Selim Pek, sevgili dostum adım adım, nefes nefes ördüğün yollardaki dostların, ESDOGE üyelerine selamlar saygılar sunuyorum… İyi ki sizler varsınız, iyi ki sizler benim dostumsunuz, iyi ki ben bir ESDOGE üyesiyim…
Senin de dediğin gibi: “Dağların ardındaki yollarda buluşmak dileğiyle…” diyerek bitiriyorum…
Saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir