BİR KİTAP OKUDUM Savruluşlar/Münevver İzgi/Nezih-er Yayınları

Standard

BİR KİTAP OKUDUM

Savruluşlar/Münevver İzgi/Nezih-er Yayınları
Sevgili dostlarım;
Sanırım 2000 li yılları birinci yarısıydı; Eskişehir Sanat Derneği’nin olağan etkinliklerinden birinde tanış oldum kendisiyle… Kendisini daha önceden tanıyan bir dostum: “Münevver Hanım Emekli Resim Öğretmeni, bir de resim yapar ki; alır başını gidersin resimlerine bakarken ya da Çakılı Topçu gibi kalakalırsın resimlerinin karşısında, kendini resmin içinde bulursun…” demişti yavaştan… O gün, konuştuk oradan buradan…
İlerleyen zaman içinde, karma bir sergide gördüm suluboya eserlerinden bir kaçını; gerçekten dostumun söylediği gibi bir anda resmin tam ortasında buldum kendimi…Hani, ortaokul bitirmelerinde, Resim dersinden bütünlemeye kalan ve resimden anlamayan talebeler görmemişsinizdir sizler; ben Resim dersinden bütünlemeye kalan bir öğrenci olarak resimden ne kadar anlarım bilmem ama; saçlarına gelin teli yerine salkımsöğüt dalları takılmış bir bayan resmi beni nasıl etkilemişti o sergide… Tuvaldeki hanımın; o, tül perde ardından bakar gibi gözleri hâlâ aklımda…
O sıralarda, ben de yazmaya çalışıyor; belki de yazar gibi yapıyordum. Sanat Derneğinde açılan Şiir ve Öykü Atölyelerine katılarak, bir yandan eksiklerimi gidermeye çalışıyor, bir yandan da başladığım bir romanı bitirmek için uğraşıyordum.
Atölye çalışmalarının devam ettiği günleri iple çekmeye başladım.
Hep: “Okul yıllarımda bende matematik yoktu; ama kalemimden kan damlardı haa!..” diye böbürlenir, Türkçe ve Edebiyat derslerimin iyi bir düzeyde olduğundan bahsederdim… Atölye çalışmalarından anlaşılan oydu ki benim kalemimden kan falan damlamıyormuş hani; meğer, ben bu konuyu ne kadar abartmışım…
İşte o atölye çalışmalarında Sn. Münevver İzgi’den nasıl da beslenmişim; beslenmişiz…
Atölye çalışmalarının gereği, yazdığımız metinleri çoğaltarak dernekte toplanır ve bu metinleri dağıtarak katılımcıların fikirlerini alırdık birer birer. Hiç unutmuyorum; en güzel metinler çoklukla, Sn. Münevver İzgi’den gelirdi.
Metinlere eleştiriler yapılacağında, tespit ettiği hataları kırıp dökmeden ve karşısındakini ikna ederek anlatır; bir yandan hataları tespit ederken bir yandan da gönül alırdı…
***
Şöyle bir baktığımızda:
2007 yılında ESKİŞEHİR EDEBİYAT ÖDÜLÜ’nün sahibi oldu Sn. İzgi.
Yine 2007 yılında, Maden Mühendisleri Odası’nın, Edebiyatçılar Derneği’nin katkılarıyla düzenlediği Madenci Öyküleri Yarışmasına gönderdiği “Kıymetlidir Madenci Karısı” öyküsüyle birinci seçildi. Bu ödülü aldığını bize Öykü Atölyesi çalışmasında muştulamış ve bizler ne kadar sevinmiştik.
2008 yılında “Babam” adlı öyküsü, Özgür Pencere Sanat ve Edebiyat Derneği-Kadın Öyküler Yarışmasında Mansiyon almış ve Bursa’da gerçekleşen ödül töreninde ben de bulunmuştum.
“Balığa gel” öyküsü, 1. Ölüdeniz Öykü Ödülleri Seçkisi kapsamında, 2013 yılında yayımlanan “Denizden Sağ Çıkan Öyküler” kitabında yayınlandı. Aynı yıl, KURŞUN KALEM EDEBİYAT DERGİSİ’nin düzenlediği yarışmada “Savruluşlar” isimli öykü dosyası yayınlanmaya değer görüldü…
***
Nezih-er Yayıncılık’ın okunur kıldığı “Savruluşlar” öykü kitabında yirmi öyküsü var Sn. İzgi’nin.
Anılara, düşlere çıkılan bir yolculukla başlıyor öyküler; git gide hapsoluyorsunuz öykülerin içine. Balıkçı tezgahında temizleyicilik yaparken, bir anda Yorgancı Hafize Hanımın acılarına ortak oluyorsunuz…
İşini teslim etmek için bekleyen bir yapı ustasının, hayal kırıklığını üzerinizden atmadan Nazmiye Hanımın yalnızlığını sorgularken buluyorsunuz kendinizi.
Bir tül perdenin ardından, doğum izliyorsunuz gözlerinizin bebekleri büyümüş.
Madencilerimizin, yıllardır değişmeyen yazgısının kenarında buluyorsunuz kendinizi.
Sevinci, özlemi, hüznü, yalnızlığı yaşıyor; çığlık atıyorsunuz karanlıklara…
***
Sn. İzgi, bakınız öykü için arka kapakta neler demiş:
“Öyküler, yürek çırpınışlarının sonsuzluktaki yankısından başka nedir ki?
Bir kalemden dökülürken, kim bilir kaç yaşam esintisinin dokunuşu, yalvarışı ve okşayışıdır.
Çığlık çığlığa
Çıktıkları yolculuklarında, insandan insana savrulmaya, kendi ruhunu ve bedenini bulasıya kadar parçalanmaya; çoğalarak yeniden yeniden oluşmaya yazgılıdırlar. Tek umutları tutunabilecekleri bir liman bulabilmektir. Şanslı olanlar o limana rastladıklarında, sonsuz yolculukları başlamıştır bile…
Koynundaki çığlığı bir mühür gibi taşıyan kitaplar, taşıdıkları yaşamlardan habersizdir aslında. Görevleri, emanetleri sahiplerine sağ salim ulaştırmaktır…”
***
İzgi Hocam;
Adıma imzalayıp gönderdiğiniz öykü kitabınızı bukle bukle okudum; coşkuyla, heyecanla. İddialı, iddialı olduğu kadar da mütevazı bir kitap olmuş… Ellerinize, beyninize sağlık olsun…
Sevgili dostlar: “Bu kitap buzdağının satıh üzerinde görünen kısmı sanki, buzdağının görünmeyen satıh altında basılmayı bekleyen daha kaçar sayfalık kitaplar var acaba?..” demeden edemedim ben.
En iyisi, Sn. İzgi’yi okuyun, izleyin; öykülerinde kendinizi bulacaksınız…
Saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir