ŞU ÇILGIN YAĞDERELİLER – 4 Nisan 2015

Standard

ŞU ÇILGIN YAĞDERELİLER – 4 Nisan 2015

GELENEKSEL TEVFİKLER PİKNİĞİ

Altmışlı yılların ilk yarısındaki Ortaokul yıllarımızda : “El el epildek/Elden çıkan topuldak/Topuldağın yarısı/Hacı Amcanın karısı…” diye başlardı tekerlemeler; uzar giderdi.
Eee, o zaman şimdiki gibi tablet mi vardı ya?.. Öyle, bilmezsin kaç megabayt kullanıma hazır internet kullanımlı, bilmem kaç mega piksel fotoğraf çekebilen cep telefonları mı vardı? O zamanlar Sanal Âlem kavramı bile yoktu ortalıkta; dahası, Sanal Âlem lafı tedavülde bile değildi…
Devam edelim biz…
“Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkânı açalım demiş.…”
“Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi…”
“Bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak?..”
Uzar giderdi; gelinen son noktada Yağdereli bir arkadaş, herkesin tıkandığı noktada bu tekerleme oyununa son noktayı koyardı.
“Elli elli yüz, Dereköylüyüz…”
Bu tekerleme oyunun bittiğinin resmiydi işte…
*
**
Ne bileyim; köyün adı anlı şanlı Yağdere olacak, biz bu köye Dereköy diyeceğiz.
Nedendir, hâlâ Dereköy der geçeriz. Kaldı ki 1700 lü yılların Aydın İli Salnamesinde bile Yağdere olarak geçer adı; hatta Sinanoğlu Efe’yi bile anarken Yağdereli Sinanoğlu Efe demez miyiz? Tarih kitapları ondan bahsederken: Yağdereli Sinanoğlu Efe diye başlık atmaz mı?
Yağdereli arkadaşlarımın bile, bu Dereköy ismini kullanmasına bir türlü alışamadığımı söylemeliyim…
Sevgili arkadaşlarımdan Şevket Gümüş’ü hatırlıyorum, Raif Özgenç’i hatırlıyorum… Adnan Acar’ı, Merhum Emin Atalay’ı, Ali Çimen’i, Mehmet’i, Nurettin’i ve adını saymakta zorlandığım onlarca arkadaşım geçiyor gözlerimin önünden…
Hatırladığım aile lakapları da var elbette; örneğin: Bayram’lar, Omar’lar, Tatarlar, Cennet’ler; ve elbette Hacı Molla Ali’ler…
Hacı Molla Ali sülalesi, sevgili dostum Raif Özgenç’in sülale lakabıydı…
*
**
Ortaokul bittikten sonra her birimiz bir tarafımızın üzerine dağılıp gittik…
Az gittik, uz gittik. O arkadaşlarımla, her birimiz memleketimizin bir yerlerinde maişet kavgasına tutuştuk… 1965 nere 2010 nere?.. Tamı tamına kırk beş yıl oldu… Bir başka deyişle, Atça’dan ayrıldığımda doğan çocuk kırk beş yaşında oldu; ve Atça’ya kesin dönüş yaptım… Peki sonrasında ne oldu? Önce yıl 2011 oldu… O yılın ilkbaharında, Atça Çilek Festivalinde tanıştığım Sevgili dostum Bülent Yanç’tan, her yıl gerçekleştirdikleri “Geleneksel Tevfikler Pikniği” için davet aldım. 2007 yılından beri, aile içinde gelenekselleştirdikleri piknik için davet aldım. 2012 yılında katıldığım geleneksel Tevfikler Pikniğinde yaşadıklarım, tabir yerindeyse tam bir akıl tutulmasıydı… Açıkça söylemem gerekirse böyle bir etkinlik beklemiyordum…
Dağarcığımı yokladım, arşivimdeki yazıları araştırdım. 28 Nisan 2012 günü itibariyle ATÇA KAZAN BİZ KEPÇE sayfalarında:
*
**
“Gün, bugün (28 NİSAN 2012, Cumartesi)… Bir davet aldım Sevgili Dostum ve “ATÇA KAZAN BİZ KEPÇE” grubumuzun Manisa ayağındaki Sn. Bülent Yanç’tan. Her yıl tekrarladıkları bir piknik için geldiklerini ve bu piknikte birlikte olmamızı istiyordu. Yoğun programıma rağmen dışarıdan gelen dostlara bir merhaba demek için gittim.
Eski Yağdere Köyü yolundaki zeytinliğe geldiğimde bayraklarla süslenmiş “Hoş Geldiniz” pankartlı bir nizamiyeyle karşı karşıya geliverdim. Ritüel gereği zeytinlik misafirlerini karşılamak ve ağırlamak için hazırdı. Hummalı bir faaliyet vardı ve devam ediyordu hazırlıklar.
Sevgili dostum Bülent Yanç’la hasret giderdik. Bu arada yeni dostlarla tanış oldum. Etkinliğin Fikir Annesi, “ATÇA KAZAN BİZ KEPÇE” grubumuzun üyesi Sn. Şükriye Yıldırım Hanımefendi ile iki satır sohbet olanağı yakaladık. Her yıl burada büyük bir coşkuyla toplandıklarını anlattı heyecanla. Arifane yapılan bu pikniği her ne pahasına olursa olsun devam ettireceklerini anlattı.
Sayın Yıldırım: “Bu yıl 6 ncısını gerçekleştiriyoruz. Gördüğünüz gibi, çevre illerden, İstanbul’dan misafirlerimiz var. Ve akrabalarımızla, dostlarımızla birlikte olmak çok keyifli… Umarım seneye aynı heyecanla ve kadroyu genişleterek yine burada olacağız…” dedi.
Ben bir sevgi yumağının şahidi oldum bugün. Bunu da sizlerle paylaşmak istedim. Yaşadığımız olumsuz, bizleri geren olayların ortasında bir nefeslik fırsat yaratmış dostlar kendilerine. Umarım bu türden etkinlikler aileler arasında da yapılır hale gelir…”
Yazmışım duygularımı ifade ederken…
*
**
İşte 4 Nisan 2014 Cumartesi günü, Sevgili Sürur Süsleyen’le dostlara merhaba demek için Tevfikler sülalesi mensuplarına ait Göztepe’deki zeytinliğe gittik. Sevgili Duygu Yıldırım ve Sevgili Bülent Yanç arkadaşlar karşıladı bizi. Civar illerden akın akın geliyorlardı davetliler; öyle benimsemişler ki; İstanbul’dan ve uzak illerden bile katılımlar vardı. İnsani ilişkilerin bir hayli hırpalandığı şu günlerde, bu etkinliği çok önemsediğimi belirtmek isterim.
Bu gerçekleştirilen etkinlik, kişisel disiplin anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir mi?.. Eğer bireyler bunu büyük bir coşku ile bu etkinliği istiyor ve koşarak bu etkinliğe katılıyorsa -ki öyle- bu sorunun cevabı: Evet… Bu da bireylerin disiplin anlayışından kaynaklanır muhtemelen. Bireylerin disiplinli olması, toplumun da disiplinli olması demektir ki; bizim de buna gerçekten çok ihtiyacımız var…
Bu etkinlik yaşamalı, devam etmeli; hatta başka aileler ve sülaleler bu türden etkinliklere başlamalı…
Yöremizde, yeni yeni Tevfikler’in çoğalması dileklerimle tüm Tevfikler mensuplarına selamlar, saygılar sunarım…
…..
“Mustafa Mıstık/Arabaya kıstık/Üç mum yaktık/Seyrine baktık…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir