Atça’dan Güzelleme-I/12 Ağustos 2014

Standard
Sevgili dostlar;
11 Ağustos 2014 Pazartesi günüydü. Yakan güneşe ve terleten eve inat, öğleden sonra motorumla bağ, bahçe dolaşıp serinlemek istedim… Önce Akmusluk’tan Sağ Sahil Sulama Kanalına indim. Kanal boyundan Dutlukuyu mevkisine gelip; orada, kır kahvesinde oturan dostlara bir merhaba dedim. Oturduk, sohbet ettik biraz. Günbatısından esen denizyeli ne güzel serinletiyordu ortalığı. Eee, biliyorsunuz denizden esen bu rüzgar kesildiğinde; toz olur, köz olur Atça Ovası… Hasılı, memleketimizin doğal klimasıdır bu rüzgar.
Dostlarla konuştuk oradan buradan… Güzel bir sohbet oldu… Epey bir vakit geçirdikten sonra; kanal boyundan Iraz Kuyusuna, oradan da Diğme Kuyusuna gitmeye karar verdim. Hanidir gitmemiştim o tarafa. Gidip de Diğme Çınarı altında sırtımı denizyeline teslim edeyim istiyordum. Bir de bir hayli zamandır görüşmediğimiz Sevgili Ağabeyim Mehmet Çılı oralardaysa; iki satır konuşur, anlatırız diye de aklımdan geçiyordu…
Neyse, sırasıyla Iraz Kuyusunu kat ettim. Tam o noktada üç balıkçıl havalandı kanaldan. “Keşke bunları fotoğraflayabilseydim diye iç geçirdim…” Ne kadar güzellerdi, ne kadar güzel uçuyorlardı.
Ümmü Kuyusu kavşağına geldiğimde Diğme Çınarına döndürdüm yönümü. Ne güzel bir görüntüsü vardı. O koca çınar kendini nasıl da dengelemişti. Dallarını etrafına öyle bir uzatmış ve kendini öyle bir dengelemişti ki… Oldum olası çok sevmişimdir bu çınarı…
Çınarın altına geldiğimde hocamın arabasının orada olduğunu gördüm. Yanaştım, motoru durdurmuştum ki o arada o da oraya geldi.
Selamlaştık, hal hatır sorduk birbirimize. Diğme Kuyusu başında rüzgara döndürdük yüzümüzü.
Konu elbette bağa, bostana ve ürüne geldi.
Çiftçiliğin meselelerini anlattı, girdilerin yüksek oluşundan tutun da ürünün, gerektiği gibi değerlenip değerlenmediği konusunda uzun uzun konuştu.
Sonra da:
-Hele şu makineni al gel bakalım… deyip bahçeye doğru yürüdü.
Henüz elli metre yürüdük mü bilmiyorum. Genç bir Anjelino erik fidanının önünde durdu ki seyrine doyulacak gibi değil…
-Nasıl?.. Bu fidanın üç beş sene sonraki halini düşünebiliyor musun?… diye sordu.
Öylece baka kalmışım. Fotoğraf mı çekmeliydi, yoksa: “Bizi ye!..” diye bağıran eriklerden mi yemeliydim? İkisini birden yapmaya çalıştım; ne kadar başarılı oldum bilmiyorum; elbette kararı siz vereceksiniz…
Sevgili Çılı Hocam bir de Domates şeftalisi denilen bir şeftali ağacının yanına götürdü beni. Çok ilginçti; iki tarafından basık pembe domates gibiydi daldaki meyveler. Henüz olgunlaşmadıklarından onları denemedim tabii. Ama hocamdan söz aldım, o şeftalinin tadına bakacağım olgunlaştığında.
Atça’da çok geniş yelpazeli bir ürün şemsiyesi var. Memleketimiz güzel, her şey yetişiyor. Bu fotoğrafları da günün şahitleri olarak koydum sayfamıza…
Saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir